18 Eylül 2011 Pazar

Sevmek

Sessizleşmişti…

Normalde de konuşkan, aklından geçenleri ve duygularını ifade eden, uzun uzun anlatan, tasvir ya da betimlemelerle süsleyen o masallardaki gibi ak  sakallı dedelerden değildi ama ak saçlıydı bildim bileli. Yeri ve zamanı geldiğinde cümleleri ustalıkla kurmayı ve söylemesini bilirdi. Belki tam benim zıttım olduğu için onu çok iyi anlayıp, gözünün hareketiyle yaptığı mimikleri hemen algılayabiliyordum. Ya da öyle olduğunu zannediyordum.

Günler birbirini kovalarken, evin dolup dolup boşalan insanları bitmezken ve hep konuşacak  konuşulacak zamanlar yaşarken, onun içten içe çöken hallerini fark etmedim. Sadece “Ben onsuz ne yaparım?”  sorusunu sorduğunu hatırlıyorum. Her zamanki muhteşem mantık dolu cevaplarımla “Alışacağız birlikte” dediğimi hatırlıyorum. Fark ettiğim kadar derinden gelen ve cevabının bu olmadığı bir soru sorduğunu anlayamadım.

Bir ölüm için “çok çekiyordu, dinlendi” ya da “zaten bekleniyordu ama yine de ölüm tabi” gibi cümleler kuran insanlar ülkesinde yaşadığımı gördüğümden beri daha da hızla yurtdışına kaçma isteği duymuyor değilim. Her ölüm acı, ani ve erkendir. Kimse biçilmiş ömrüde olsa ölümü beklemez, bekleyemez, düşünemez, zihninde canlandıramaz. Taallül edilemeyecek bir şeydir ölüm. O kişinin olmayışının, olmayacağının kabullenilişi. Tatsız ,sanrılı ve sancılı.

O gün telefonum çaldığında arayan “o” idi. Hep sarı kızım derdi ve telefonu açtığımda yine öyle hitap etti. Sesinden yolunda gitmeyen bir şeylerin olduğunu anlamıştım. Kendini iyi hissetmediğini söyledi. Telefonu aceleyle kapatıp babamı arayarak durumu anlattım, bende işlerimi halledip hatta kendimi şımartıp arkadaşımla o çok sevdiğim türk kahvesi keyfini yaptım. Tekrar telefonum çaldığında bu kez arayan annemdi ve eve gelmemi rica ediyordu. Anlamlandıramamıştım. Eve vardığımda kapıyı açan “o” değildi. Herkes evin farklı bir köşesinde; ablam kuzenlerimle beraber mutfakta, halam salonda, annem babamın başında oturma odasında, eniştem yakınları aramak için telefonun başında, sonradan öğrendiğim üzere amcam olan biteni kabullenemediği için elini duvara vurup bütün kemiklerini kırdığından hastanedeydi. Herkes ağlanıp, sızlanıyor durumu anlamaya idrak etmeye hatta belki de kabul etmeye çalışıyordu. Ben ise sadece duruyordum.

İnsan hayatının belli zamanlarında durur hatta durmalıdır da. Bazen bundan sonra atacağı adımı düşünmek için bazen de durmak için durur sevgili okur. Bende o anda uzun sürecek ve etkisi kolayca geçmeyecek bir şekilde durmuştum duyduğum karşısında. Eniştem telefondaki sese aynen şöyle diyordu: “ Evet annemizi kaybetmiştik biliyorsunuz yok ben onun için aramadım bugün babamı da kaybettik” diyordu. Zihnim karıncalanmaya başlamıştı o an ve o telefonun ucundaki sesten bile daha şaşkın ve aptaldım. Hiç bir şey yapmadan sadece duruyordum artık. Ağlamadan, bağırmadan, çağırmadan, isyan etmeden …

Sadece 15 gün…

İnsan ömründe ne kadar da kısa bir zaman. Daha ne olduğunu anlayamamıştım, onun nasıl olacağını, nasıl kabullenip yaşayacağını, sessizleştiğindeki tepkiden gerçek tepkisine nasıl geçeceğini kestirememiştim bile. Birbirlerinden bir an olsun ayrılmamış, yeni yetme sevgililerin birbirine hoyratça söylediği gibi  “ömrümün sonuna kadar beraber olmak istiyorum” cümlesini yaşayarak dillendirmiş bir çiftin geride kalanının bu yaşamadığı diyarlarda ne yapacağını bilmiyordum. Yas sendromundaki beş evreyi nasıl yaşayacağını düşünürken o çoktan kabullenmiş ve ne yapacağını biliyordu bile.
Ev yine dolup taşarken artık o evin sahiplerinin olmaması ne garip bir şeymiş. Kendimi hırsız gibi hissediyordum. Mutfak masasında otururken gözüm ilaç kutusuna takıldı son 5 günlük ilaçları aynen duruyordu. Hiç birine dokunulmamıştı. Bilmem kendince yaptığı bir nevi harakiri miydi yoksa bir şeyi çok istemek miydi neydi bilmiyorum ama tek anladığım “Ben onsuz ne yaparım?”  sorusuna çoktan cevabı vermiş olmasıydı. Cevap basitti. Yapamam.    

Bunlar yaşanalı tam beş yıl oldu. Bir sürü yazdığım yazı oldu bununla ilgili belki daha bir o kadarı da yazılacak. Sayısız kere düşünüldü, tekrar tekrar defalarca kere yaşandı. Çoğu cevapsız bir sürü soru soruldu, ihtimaller üzerinde teoriler kuruldu. Hepsi yapıldı, yapılıyor, yapılacak…
İlk ölümden sonra gelen insanların söylediği cümle aklımdan asla çıkmayacak. “Bunu unutturacak acı yaşatmasın”. Ne olabilir ki daha kötü ölümden başka demiştim. Daha kötüsü bir ölüm daha imiş. Yaşam akıp giderken söylediğin o büyük cümleleri karşına uzun vadede ya da benim gibi 15 günde çıkarıyor. Hem de geçmeyen bir pişmanlıkla birlikte. Ve onları yaşayarak yutturmayı öğretiyor sevgili okur.Bana neyin, neden mani olduğunu bilmediğim, hafızamı ne kadar zorlarsam zorlayayım hatırlayamadığım bir nedenle onun yanına gitmeyişim gibi.

Her sıkıldığımda, rüyamda hala sizi görüyorum. İnanıyorum ki mutlusunuz çünkü berabersiniz…

Ömrünüzün sonunda bile…

Sizi seviyorum....  
 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

İki kelamda sen et!!